Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri NAL

 Onların sözü. Dip söz. Dili hırpalayan. Virgülün kuyruğunu kopartan. Noktayı taşıran. Ünlemi yoran. İki nokta üst üste. Uzak düşmüş dişi. Soru işareti. Tavandaki çengel. Noktalı virgül. Dilin işeme sesi. Üstelik geceleyin. Dünyanın tek uydusuna o sesi uydurma hevesi. Aya karşı.

Ece Ayhan’ın deyişiyle:
“kuşlar havada
insan karada
ölmek istemezler.”

Kurum varsa, o kurumlarda kurumlananlar varsa duvarın, soğuğun, zincirin, pencereden sızan gün ışığının da belleği var. Birikir. Ortak bir hatıra defterine dönüşür işte!

Michel Foucault duysaydı şu ‘nal’ meselesini belki bir cilt daha eklerdi, Deliliğin Tarihi’ne. Yaptığı tablolara imzasını penis şeklinde düşüren ressam Arslan’ın ruhu şad olsun. Evet olsun. İlaçsız nice dönemden sonra, aldığı norodol dozlarından geçerek asıldığı incir ağacı Raşit Tahsin pavyonunun önünde hala piç meyveleriyle dipdiri.

Üç ilacın; haloperidol, biperiden ve klorpromazinin ticari adlarının baş harfleri: NAL. Acile getirilen akıl hastalarının yakın zamana değin tanıştıkları ilaçlar. Benim asistanlığımda, yani bir on yıl öncesinde, L. bu karışıma pek konulmazdı. Fakat burada okuyacağınız metinlerin yazarlarının hastanelerde yattığı dönemlerde ilk tanıştıkları karışım buydu. Bir enjeksiyona belli dozlarda çekilir ve hastaya enjekte edilirdi. Bazı kliniklerde bu işlemin adı, iğrenç bir zekilikle, insan sevmezlikle bulunmuştu bile: NALLAMAK. İlaç şirketlerince nemalanmadan önce kirli, şimdilerde pırıl pırıl servislerin boyaları kazınsa, bazı hocaların, bazı şeflerin dillerinden duvarlara yapışmış kelimeler sıvalarla dökülebilir hala: “Niye ajite bu hasta?.. NALLAYIN ŞUNU!”

İyi de biz kendi payımızdan bu kadar kolay kurtulabilir miyiz? Bu kapatılmaya, dil dağlanmasına bizim de gönüllüsü olduğumuz hayat biçimlerinin hiç mi katkısı yok?

Yine bir Ece’lik:
“Ey son taksitlerini yatıranların kentindeki okuyucu!
Her yakın zulmün küçük hisseli uzak ortağı”

Okuyacağınız her metinde insanlık halinden kopmaya kopartılmaya, bu zulme bir direniş bazen gizli bazen açık… var. İnsan tükenmiyor, tükenmez kardeşim, diyor her biri.

Dillerini, dili kullanma biçimlerini aynı bıraktım. Bir düzeltme işlemi de burada yapmak istemedim.

MELÂNKOLİ /R.G.Ö.

Sardıkça gönlü aşk, hayat ve arzu çemberi,
Duada boş kalır mahzun şairin elleri.
Mihnet altında takatsız yürek kanar, erir
Zalim kader şairlere hep ıstırap verir.
Fasit daire şeklinde bir bitmeyen çile
Şair ömründen eksilmez çekmek kolay dile
Âlem mesut yaşar, bilmez elem-keder nedir
Şairin ruhu bir harap mabet viranedir.
Hülâsa şairin ömrü bir içli senfoni
Kalbinde bir misafirdir gitmez melankoli.