BASTIRMA VE BASTIRILANIN GERİ DÖNÜŞÜ

Freud, 1915 tarihli Bastırma makalesinde psikanalizin diyalektiğini düşünmenin birçok ipucunu vermektedir. Öncelikle bastırma da dahil ruhsallığın insanın ‘oluş’uyla ortaya çıktığını, başlangıçtan verili olmadığını ileri sürerek: “…bastırmanın kökensel olarak mevcut olan bir savunma düzeneği olmadığı, bilinçli ve bilinçsiz ruhsal etkinliklerin keskin bir ayrımı gerçekleşmeden oluşamadığı ve özünün ancak bilinçli olanın reddedilmesi ve uzakta tutulmasından oluştuğu sonucuna varmak zorundayız.”
Haz-hazsızlık diyalektiğinin bir türevi olarak bastırma, sıklıkla düşülen bir hatayla sadece bilincin bir etkinliği gibi yorumlanıyor. Oysa Freud, Hegel mantığının oluş, nicelik, itme, çekme, devinim gibi önemli kavramlarını kullanarak bastırma işleminde bilinçli olandan bilinçsiz olana ve bilinçsiz olandan bilinçli olana çifte geçişe özellikle vurguda bulunuyor: “…sadece bilinçli olandan bastırılacak olan üzerine etki eden itmenin öne çıkartılmasıyla haksızlık edilmiş olunur. Aynı biçimde kökensel bastırılanın bağlantıya geçtiği her şey üzerine uyguladığı çekim de bir o kadar önemlidir. Bu güçler beraberce etkin olmasaydı, bilinçli olan tarafından itileni almaya hazır bir bastırılan daha önceden var olmasaydı, bastırma eğilimi büyük olasılıkla amacına ulaşamazdı.”

Bu çifte geçiş, hem bilinçli, hem de bilinçsiz olanda batırılmış ya da ortaya çıkmış olanın maruz kaldığı biçim değişiklikleri ya da güdü temsilleriyle bilinçli olanı bilinçsiz ve bilinçsiz olanı bilinçli haline getirmenin diyalektiği ile işliyor.

Batırılmış olana bilincin gösterdiği direncin onun bilinçli hale geçişinin ön koşullarından biri oluşu ve ruhsallığın devingenliği üzerine vurgu bilinç-bilinçsiz diyalektiğini kavramada yol göstericidir. Bilincin uyguladığı direnç, bilinçsiz olana bastırılmış güdü temsilinin biçim değişimleri, bağlantılar kurma ve yeni türevler oluşturmasını belirleyen ana dinamiklerden biridir. Bu bağlantılar ve değişimlerin ortaya çıkardığı türevler ‘aslından’ ne denli uzaklaşırsa bilinçli olana ulaşmaları o denli kolay olacaktır. Freud bunu şöyle tamamlıyor: “Sanki bilinçli olanın direnci, kökensel bastırılmış olandan uzaklaştırılmalarını sağlayan bir işlev görür.”
Bu metinlerde başka diyalektik karşıtlıklar ve bütünlüklerden de söz edebiliriz: olumlu ve olumsuz parçalara ayrılan ‘kökensel güdüsel temsil’in hayatta ülküleştirmeye de utanca da kaynaklık ettiğine dair sav bunlardan biridir. Güdünün hayatta hangi yazgıya uğrayacağı ve dolayısıyla kişinin yazgısının da ne olacağını belirleyen yukarıda sözünü ettiğimiz bağlantılar ve değişimlerle belirgin bilinçsiz olanın ‘aşırı derecede devingen’ oluşudur.
Bu devingenliğin hangi niteliklerle belirginleşeceği ise enerji işgallerinin niceliğine ve bu niceliğin ölçüsüne bağlı olacaktır. Bastırılmış olanın enerji işgalinin artışı bilinçsizdeki varlığını, azalışı da biçim değişikliklerini, dolayısıyla niteliksel dönüşümünü, dolayısıyla da bilinçli olma olasılığını artıracaktır.