Yas ve Melankoli

Freud Yas ve Melankoli’de sıklıkla başvurduğu bir yönteme başvurur: hastalık durumunu açıklamak için olağan bir ruhsal deneyimi model almak: Düşler narsisizm için bir modeldir, hipnoz ise kitle ruhsallığı ve aşk için... Melankolideki ruhsal işleyişi açıklamak için ise yas yaşantısı bir model olarak alınır.

Her iki durumun benzerlikleri üzerinde durulduktan sonra asıl kurucu savlar ayrılıkları üzerinden geliştirilir. Yas ve Melankoli birer bilimsel sav olmayı aşan ve nerdeyse özdeyiş tadına ulaşan sözlerle bezelidir: “Yasta dünya yoksul ve boş bir hal alır, melankolide ise yoksullaşan ve boş hale gelen Ben'in ta kendisidir.”

Ya da şu: “Nesnenin gölgesi Ben'in üzerini öyle bir kaplar ki…” İncelemenin merkezine Ben’de nesnenin gölgesinin düştüğü bölüm ile diğer bölüm arasındaki çatışma ve melankolik bütünlükte kurdukları ayrılıklarındaki birlik yerleşir: “Ben sanki bir nesneymiş, hatta terk edilen nesneymiş gibi özel bir öğece eleştirilebilir hale gelir.”

Yas’tan farklı olarak melankolikte Ben’in yoksullaşmasının, çölleşmesinin nedeni de bu çatışmadır. “Yas ile kurduğumuz benzetim bizi, kişinin nesneye dair bir kayıp yaşadığı sonucuna ulaştırmıştı; kişinin anlatımı ise Ben'ine dair bir kayıp yaşadığını ortaya koyar.”

Freud, melankoliğin kendine yönelik dile döktüğü yakınma ve değersizleştirme cümlelerinin ‘melankolik olmayanlara göre gerçeği daha keskin’ bir kavrayışın, ‘kendini tanımak ile kastettiğimiz bilgiye’ gerçeğe uygun bir yaklaşımın örnekleri olduğunu ileri sürer.

Tam da bu ‘keskin kavrayış’a tanıklık için Shakspeare’i ve onun kahramanı Hamlet’i çağırır: “Kendi çölüne yollandığında, kim kurtulabilir kırbaçlanmaktan?”