Makaleler

Etkileşimsel Grup Psikoterapileri

Doç.Dr.Celal ODAĞ

Analitik gruplar hakkında bir yazı yazmam istendi. Bunu yapmaya ise içimden hazırlıklı değildim. Belki psikanaliz sözcüğünün yaygınlaşmış hatta kirlenmiş olmasından duyumsadığım rahatsızlıktan dolayı. Görebildiğim kadarıyla ruhçözümlemesi (psikanaliz) deyimi ülkemde bazen psikanaliz dışındaki yöntemler için, bazen de gelişigüzel kullanılıyor. Dinamik, derinlemesine ya da yorumsal yaklaşım deyimleri yerine psikanaliz deniyor kestirmeden. Psikoterapi ya da dinamik psikiyatri eğitimi yapıldığı yerlerde psikanaliz sözcüğünden geçilmiyor. Bakıyorsunuz amacı film yorumlaması olan etkinliklerde bile psikanaliz en bol kullanılan sözcüklerden oluyor.


On Bin Yılın Nefesi: Anadolu Ruhsallığı

Cemal DİNDAR

Çocukluğum Tokat’ta geçti, ilkokulu orada ve okumam gereken başka okulları ise İstanbul’da bitirdim... Psikiyatri uzmanlığımı aldıktan sonra, Urfa’ya gittim. Bu kişisel bilgileri şu nedenle paylaşıyorum: lise yıllarında özellikle piyasadaki Freud kitaplarıyla başlayan, tıbbiyedeki formel eğitimle devam eden ve Bakırköy Akıl Hastanesi’ndeki uzmanlık eğitimimle de artık sağlamlaştığına inandığım mesleki bilgim ile Urfa’da içine daldığım pratik arasında ciddi ‘sorunlar’ vardı. Bu sorunlar üzerine düşünmek ise beni aynı yere akıp giden iki yola çıkardı. Birincisi; bu soru(n)lar, coğrafyanın sosyokültürel tarihi ile yakından ilgiliydi ve benim ilgim de hızla oraya yöneldi. İkincisi, bağışlansın, yine kişisel bir deneyim: Urfa ve çevresi ile ilgili sosyokültürel okuma ve gözlemlerimde sebat ettikçe, beni, hemen hep, Tokat’ın bir köyünde geçen çocukluğum karşıladı.


Bin Dokuz Yüz Seksen Dört: İktidarın Gözleri

Salman ÜNLÜGEDİK

George Orwel’ in 1948 yılında yazdığı “1984” romanında olaylar tüm dünyaya hakim olan üç ülkeden biri olan Okyanusya nın başkenti Londra da geçer. Birbirleriyle sürekli savaş halinde olan bu üç büyük devletin yönetim anlayışları benzerdir ve totaliter özelliktedir. Savaşlar ülkelerin kendi halklarını baskı altında tutmak amacıyla bilinçli olarak sürdürülmektedir. İnsanların olabildiğince şekillendirildiği ve denetlendiği bir diktatörlük ortamı sözkonusudur Okyanusya da. 1960 yılında “devrim” le iktidara gelmiş olan partinin amacı insanların mutluluğu ve iyiliği için bir gelecek tasarımı değildir. Partinin tek ve yegane amacı iktidar ve bu iktidarı mutlak kılma arayışıdır. Tüm tarihsel birikimi bu amacını gerçekleştirmek için seferber eden parti yönetimi tarih boyunca iktidarlarını kaybetmiş olan yönetimlerin temel zaaflarını tespit etmiş olduğu inancındadır ve belirli bir program içerisinde planlarını uygulamaya koymuştur. ..”


Türkçe Dil Beşiği

Cemal DİNDAR

İnsan, fizyolojik doğumdan sonra hayatta kalabilmek için ikinci bir doğuma gereksinim duyan belki de yegane türdür. Rahim-cennetten ayrılmanın, ‘dünyaya atılma’nın, doğum travmasının görece yumuşatıldığı yer ana kucağıdır, dil beşiğidir. Emzirilen çocuk, yalnızca sütle değil, annenin gözündeki ışıkla, kelimelerin sedasıyla, ninniyle, türküyle, şarkıyla, söylenceyle, kısaca dille de beslenir. Ruhsal doğumun mayasıdır dil. Çocukların, dilin binlerce yıllık dipakıntılarından süzülüp gelmiş sedası yerine televizyonun saldırganlığına, reklamların ortasına, yani tüketimin diline terkedilmişliğinin hoyratlığını bir de buradan düşünmeliyiz...


Toplumumuzdaki Erkeklik Kimliği Üzerine Sosyopsikolojik Bir İnceleme:

Cemal DİNDAR

Ne vakit cinsel kimlik ile ilgili bir mesele tartışılsa aklıma bir fıkra gelir: iki travesti şehrin meydanında yürürken, cadde girişinde bir otomobil çarpar. Biri kazayı atlatır fakat diğeri yerde baygın kalır. Arkadaşı yerdekine seslenir: “-Figeen... Figeeeen... n’olursun bir ses ver...” yanıt alamadıkça, “Figeeen” deki e’lerin miktarı ve tonu artar... En sonunda işin “Figeeen” boyutunu aştığını görür ve son bir kez seslenir: “Davut ağbey, gözüün yağını yiyim bi ses ver!..”


Kültür, Ruhsallık ve Psikiyatri

Cemal DİNDAR

Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında psikofarmakolojide büyük adımlar atıldı. Buna paralel olarak birçok psikopatoloji tablosuyla ilişkili nörofizyolojik, nöroanotomik bulgular ortaya çıkarıldı. Bunların en net sonuçlarından biri biyomedikal yönelimin egemenliği oldu. Bu yönelim psikiyatrinin bilgi kuruluşunda; araştırmaya değer bulunan soruların seçiminde, araştırma yöntemlerinin biçimlenmesinde, bulguların değerlendirilmesi ve hangi bağlamlarda tartışılacağının belirlenmesinde, elde edilen yanıtların klinik uygulamaya nasıl yansıyacağında...


Türkiye’de Psikiyatrinin İşleyişi ve İşlevi

Cemal DİNDAR

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Ben konuşmamda ülkemizde psikiyatrinin işlevi ve işleyişi üzerine eleştirel bir bakış yöneltmeye çalışacağım. Bunu yaparken de, birkaç ana ilkeyi hep göz önünde tutacağım. Nedir bunlar? Öncelikle ister psikiyatri isterse iktisat olsun, bir uzmanlık alanının kuramsal ve kurumsal inşasının toplumsal sistemden bağımsız düşünülemeyeceği, o sistemin bir parçası olduğu gerçeği...


Politik Psikolojinin Cinleri

Cemal DİNDAR

Psikanaliz, yaratıcısı Freud’un, libidonun biyokimyasal karşılığının keşfedileceği beklentisi dahil, kendini tıbbın içinde tarif etme konusunda tutkulu olduğu dönemler yaşamış olsa da, tıp ve psikiyatri ondan hiç hazzetmedi. Modern psikiyatri bir iyimserliğin, bilinçli toplumsal eylemin, ampirik görgünün ve hümanizmin çocuğu olmuştu. Pinel’le özdeşleşen zinciri kırma eylemindeki etkin güç...


Psikiyatri ve psikolojinin ideolojik kullanımına dair

Cemal DİNDAR

Hiç eğip bükmeden, gevelemeden şu soruyu sormalıyız: hayatın bedene bu denli şiddetle mahkum edildiği başka dönemler olmuş muydu? Toplumcu kurtuluş umutlarının toplumların genzine tıkıldığı dönemlerde, pornografinin, hedonist yaşamların çoğaldığı, arsızlaştığı ve handiyse örnek hayatlar haline getirildiği zamanlar biliyoruz. Buna özel yaşamlara yönelmiş röntgenci hazzı ve özel yaşamını sergilemeyle beslenen teşhirciliği de ekleyelim. Tüm hayatı, bedenle, yani yoksulluğu zeka düzeyiyle, mutluluğu beyindeki serotonin miktarıyla, inancı, aşkı, öfkeyi... genetik kod ile gerekçelendirmek ise dünyaya insafsızca kakılmış bir ideolojiye yeni donlar biçmektir. O ideoloji, Reagan-Theacher döneminden beri dünyada, Özal döneminden beri ülkemizde, dışında düşünmenin "gericilik-çağdışılık-dinozorluk" olarak damgalandığı bir ezber yarattı. Özal dönemi, bir de nedir? Bu ideolojinin, yerli distribütörlerinin yaratılma sürecidir.


Psikiyatrinin Ruh Hali

Cemal DİNDAR

İkinci hadise, tamamen klinik mahiyette idi ve yine Jons’tan geliyordu. Şöyleki: Jons’un kitabının bir sahifesinin altındaki bir notta Jons homoseksüalite ile paranuayya arasında bir münasebet olduğunu yazıyordu... Jons’un yukardaki notunu hatırlayarak bu vak’ayı Emrazi Akliye ve Asabiye Cemiyetinin bir toplantısında takdim ettim hiç araz göstermemiş bir hastanın demance paranoide’e döndüğünü ve vak’ada homoseksüalite bulunduğunu söyledim.